DÜRÜSTLÜK
Her insanın hayatını şekillendiren, dini ve etik kurallar, gelenek ve görenekler tarafından desteklenen bir yaşam felsefesi, süregelen hayatının temelini oluşturan ahlak manzumesi bulunmaktadır. Bu felsefe içinde öyle duygular bulunmaktadır ki, onlarda meydana gelebilecek en ufak bir sarsıntı tüm yaşamın rotasını değiştirebilir, bozabilir. İşte dürüstlük yokluğu veya yetersiz gelişimiyle bireyin tüm yaşantısını etkileyebilecek ölçüde öneme sahip bu vazgeçilmez duygulardan birisidir.
Dürüstlük;
- Üstün derecede gelişmiş bir şeref duygusudur.
- Vicdanının sesini dinlemektir.
- Doğru olduğuna inandığı değerlerden vazgeçmeme cesaretidir.
- Menfaatlerimize uygun düşmese de öyle davranma zorunluluğu hissetmektir.
Dürüstlük, başka ve tamamlayıcı bir ifadeyle samimiyet, öncelikle kişiler arası ilişkilerde analiz edilse de, kişinin kendisiyle olan iletişimine de etki eder. Kişinin kendisine karşı dürüst olması yaptığı eylemlere karşı içsel bir kontrol mekanizması geliştirebilmesidir. Bir diğer ifadeyle vicdan sınavından geçen eylemler dürüst sıfatına layıktır. Tabii öncelikle vicdan gelişiminin tamamlanmış olması gerekmektedir.
Dürüstlüğün tersi de kişinin yaptığı ve vicdanın kabullenemediği eylemleri, bir takım savunma mekanizmalarını devreye sokarak vicdanına kabullendirme çabasıdır. Bu çaba çoğunlukla başarısız olur çünkü samimiyetsizlik, türlü oyunlarla vicdanı etkisiz bıraksa da zaman geçtikçe benliği içten içe yiyen ve bitiren bir hal almaya başlar.
DUYGUSAL DÜRÜSTLÜK
Duygusal Dürüstlük, samimi hislerimizi ortaya koyabilmektir. Bunun için öncelikle içinde bulunduğumuz duygusal durumu, duygusal zekâmızı devreye sokarak fark etmeye çalışmalıyız. Çünkü duygularımız duygusal zekâmızın kontrolü altındadır. Eğer duygusal dürüstlüğü başarabilirsek, zaman zaman bizi şaşırtan gerçek benliğimize de ulaşmayı başarabiliriz. Bu da kendimizi kabul edebilmemizi sağlayacaktır. Ayrıca bireysellikten toplumsallığa geçişte, iletişim içinde olduğumuz diğer bireylerle olan ilişkilerimizi de düzenleyecektir.
Karşımızdaki bizim için sosyal bir aynadır. Bu aynanın karşısına neyi koyarsak bize onu yansıtır. Duygusal olarak dürüst olduğumuzda hiçbir zaman istemediğimiz görüntülerle karşılaşmayız. Ne verdiğimizi bildiğimiz, eylemlerimizden emin olduğumuz için de hiçbir zaman hayal kırıklığı ve üzüntü yaşamayız.
Toplum duygusal dürüstlüğü nasıl engeller?
Duygusal dürüstlük kişinin kendini tanımasını ve cesur olmasını gerektirir. Sosyal ilişkilerimiz genellikle bize duygularımız konusunda bastırıcı olmayı öğretir. Örneğin, insanlara nasıl olduklarını sorduğumuzda pek çok kişi doğru olmasa bile ‘İyiyim’ der. Zaman zaman insanlar üzgün ya da öfkeli olsalar bile bunun doğru olmadığını söylemeyi tercih ederler.
Çocuklar yaşama duygusal dürüstlük zemininde başlarlar. Duygularını düşünmeden, özgürce ifade ederler. Fakat duygusallığı bastırma davranışı erken yaşlarda çocuklara öğretilmeye başlanır. Çocuğun üzgün olduğu zaman belli etmemesi, etrafa gülücükler dağıtması beklenir. Yaptığı olumsuz bir davranıştan dolayı pişmanlık duymasa bile zorla özür dilemeye zorlanır. Ona göre çok da istenir olmayan durumlarda teşekkür etmesi istenir. Kendini kötü hissettiğinde, geçeceği, şikayet etmemesi salık verilir. İçinden gelmeyen ve istemediği şekilde davrandığında da eleştirilir, toplum kurallarına uymayan sadece kendini düşünen bir birey olduğu söylenerek, suçluluk duymasına neden olunur.
Çocuklarda zihinsel olgunlaşma başladıkça bireysellik ve kişisel isteklerin ifadesi ön plana çıkar. Dolayısıyla otoriteyle çatışmaya ve ne pahasına olursa olsun kendi arzusunu gerçekleştirmeye çalışır. Eğer büyükler bu davranış sonucunda otoritelerinin sarsıldığını düşünür ve kendilerini savunmaya geçerlerse, gençlerin duygularını geçersiz kılarak, benliklerini zedeleme sürecine girmiş olurlar.
Tüm bu davranışlar sonucunda çocuklar ve gençler duyguları konusunda samimi olunamayacağını sosyal olarak öğrenirler. Yavaş yavaş ailelerine, öğretmenlerine, arkadaşlarına ve hatta kendilerine bile duygularını samimi bir şekilde yansıtmaktan vazgeçerler.
Anne-baba ve duygusal dürüstlük
Anne -baba ve çocuk arasındaki ilişki hayatın tüm alanlarında olduğu gibi samimiyet ve dürüstlük noktasında da büyük önem taşımaktadır. İlişkilerinde çocuklarına duygusal olarak güvenli ve samimi bir ortam oluşturabilmek ebeveynlere düşen en önemli görevlerden bir tanesidir.
Duygusal olarak güvenli bir ortam sunmanın en güzel yolu koşulsuz kabul etmek ve onaylamaktır. Duygusal olarak kabul edildiğimiz ve onaylandığımızı hissettiğimiz durumlarda duygularımızı, düşüncelerimizi, sorularımızı ya da bakış açımızı özgürce ortaya koyabilir ve reddedilmekten ya da cezalandırılmaktan korkmayız. Ailede onaylanan ve duygularını samimi olarak ifade edebilen bireyler toplumda da sağlıklı ilişkiler geliştirebilirler.
Öte yandan duygusal gelişimi engellenmiş, arzu, istek ve olumsuz duyguları sürekli bastırılmış çocuklar, duygularından uzak, deyimi yerindeyse sahte bir kimlik geliştirmek zorunda kalırlar. Zaman içinde bu çocuklar ailelerinden duygusal olarak uzaklaşırlar, ergenlik dönemiyle birlikte aileden kopuş ciddi şekilde kendini göstermeye başlar. Aileleri ile iletişim kurmaktan kaçınırlar ya da hayatı paylaşmak için değil, sadece görev ve sorumluluklar öyle gerektirdiği için iletişimlerini sürdürürler.
Hal böyle olunca aileler çocuklarını gerçekten tanıdıkları yanılgısına düşerler ve çocuklarının yaptıkları davranışlar karşısında hayal kırıklığı yaşayabilirler. Sonra çocuklarıyla olan iletişimlerine şu tür cümleler hakim olur; "Bunu söylediğine inanamıyorum!, benim çocuğum asla böyle bir şey yapmazdı!". Aslında ailelerin çocuklarının davranışlarını anlamamalarının nedeni, onları yetiştirirken duygusal dünyalarını tam olarak paylaşamamaları, reddedici ve bastırıcı olmalarıdır.
İnsanlar duygularına değer verildiğinde ve dinlendiğinde gerçekten anlaşılmış olduklarını hissederler. Özellikle ergenlik çağındaki bireylerin ebeveynlerce anlaşılıp değer görmeleri son derece önemlidir. Anne ve baba çocuklarını çok iyi tanıdıklarını düşünebilirler ancak önemli olan çocuğun kendini nasıl hissettiğidir.
Pek çok kişi duygusal dürüstlüğü elden bırakmadıkça, diğer bireylerle olan ilişkilerinde daha rahat, samimi ve daha az endişeli olduklarını fark etmeye başlarlar. Zaman içinde de sosyal ilişkilerinizde belli bir seviyeyi yakalamış, uyumlu, kendiyle barışık bir hal aldığınızı hisseder ve diğer insanların da size aynı samimiyetle yaklaştıklarını görürsünüz. Kendi duygularınızı samimiyetle ortaya koydukça, diğer insanların da eleştirilmeden, yargılanmadan dinlenmeye, ihtiyaçları olduğunu fark edebilirsiniz.
ÇOCUKLAR NEDEN YALAN SÖYLER
Yalan söylemek, bir hatayı gizlemek amacıyla gerçeğe uygun olmayan bir girişimde bulunmaktır. Ana babaların birçoğu, çocuğun gerçeğe sadık kalmasını çok erken bir dönemde ister. Oysa 3 yaş çocuğunun inanılmaz öyküler uydurması ve taklit oyunlarından hoşlanması doğaldır. Çocuk zeki ve hayal gücü geniş olduğu ölçüde bunda başarılı olur. Yaşamın ilk 5 yılında çocuğun yalan söylemesi konusunda endişe etmeye gerek yoktur. Gerçeğe sadık kalma çocukta giderek gelişen bir duygudur. Çocuğun gerçeğe sadık kalması konusunda ısrar etmek ve çocuğa yalan söylediğini kanıtlama girişiminde bulunmak oldukça yanlıştır.
Doğrudan olmasa da dolaylı yollardan çocuklar yalanı bizden öğrenirler. Telefona cevap vermeye giden çocuğuna, “Beni filanca sorarsa evde yok dersin,” diyen bir baba veya anne dolaylı yoldan çocuğa yalan söylemeyi öğretmektedir. Aynı şekilde okul yıllarında nasıl kopya çektiğini, bulduğu yeni kopya çekme usulleriyle öğretmenini nasıl atlattığını övünerek anlatan bir baba çocuğunu kopya çekmeye ve kolay yoldan not almaya özendirmektedir.
Halk arasında “beyaz yalan” sözü vardır. Kimseye zararı olmayan yalana beyaz yalan denilmektedir. Bir kimseye beyaz yalan söylemekle de onu aldatmış olmuyor muyuz? Aldatmanın siyahı veya beyazı olur mu?
* Çocuk ilgi çekmek için yalan söyler
Yeterli sevgi ortamında büyümeyen, gördüğü sevgiden emin olmayan, aile ilgisizliği yaşayan çocuklar dikkatleri kendi üzerlerine çekmek için hikaye uydururlar. Bu çocuklar, azarlanmak ve fiziksel şiddet pahasına her çareye baş vururlar. Yaramazlık yapan ve yalan söyleyen çocukların amacı anne babayı kızdırmak ve çileden çıkarmak değildir. Amaç dikkati olumsuz yönde de olsa kendi üzerine çekmeyi sağlamaktır.
* Çocuk güven kazanmak için yalan söyler
Anaokuluna ve ilköğretim okulu çocuklarında sık görülen bir yalan türüdür. Çocuk akademik alanda başarı gösteremiyorsa, okulda ve ailede tembel olduğu sürekli vurgulanıyorsa, bu çocukta telafisi zor bir aşağılık kompleksi gelişmeye başlar. Değer duyguları değişir ve kendini işe yaramaz bir birey olarak görür.
Her insan gibi, çocuk da toplum tarafından ilgi görmek ve sevilmek ister. Bunu da ilk olarak anne babasından bekler. Sevilen, ailede yeri olan, birey olarak değer verilen ve iyi davranışları takdir edilen, zekası normal bir çocuğun başarılı olması beklenir. Böyle çocuklar başarılı da olur.
* Çocuk cezadan kaçmak için yalan söyler
Dürüstlüğü karşısında ceza gören bir çocuk, cezadan kaçmak için yalan söyleyebilir. Fiziksel şiddet en kötü disiplin aracıdır ve eğitime olumlu bir katkısı yoktur. Devamlı suçlanan, kendisini savunmasına izin verilmeyen, başkalarıyla kıyaslanan çocuklar da bir anlamda cezalandırılmış demektir. Eğer sınavdan aldığı düşük notu söylediğinde azar işitirse, “Yine zayıf mı aldın, bu notlar ne zaman düzelecek, ne zaman çalışmaya başlayacaksın?” suçlamalarıyla karşılaşırsa; bir sonraki zayıfını söyleme cesareti gösteremeyerek, yalana başvuracaktır.
Yalana alışan bir çocuğun öz saygısı kalmaz ve suçluluk duyguları oluşur. Değerli ve önemli olma duygusundan yoksundur. Yeteneklerini fark etmez. Kendisini değersiz hisseder ve işe yaramaz olarak görür.
Ebeveynler, çocuklarının fizik sağlığı kadar ruh sağlıklarıyla da yakından ilgilenmelidir. Ruh sağlığı bozulmuş bir çocuğun diğer ihtiyaçları fazlasıyla yerine getirilse bile hastalıklı bir kişilik geliştirmeleri olasıdır. Yüksek makamlara gelmesi, büyük paralar kazanması onu mutlu etmeye yetmeyecek, içinde hep ruhsal bir açlık hissedecektir.
* Ne yapmak gerekir?
Çocuk yalan söylediğinde ona karşı sert olmak yerine uygun bir dille ve hoşgörüyle yaklaşmak gerekmektedir. Çocuğa ceza vermek, ona bağırmak, sizin öfkenizden korunmak için yalan söylemeye devam etmesine yol açmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
Ebeveyn olarak çocuğunuzu kötülüklerden korumaya çalışsanız da, koyduğunuz kurallarla onun yaşamını sınırlandırmanız çocuğunuzu yalan söylemeye itebilir. Ona yüksek hedefler koymak ve onu zorlamak da aynı sonucu verebilir.
Çocuğunuzu yaptığı bir durumdan dolayı sorgulamayın. Ona doğruyu söylemesi karşılığında ceza vermeyeceğinizi belirtip, ama sonrasında “ben biliyordum” demek, onu yalan söylemeye itebilir. Çünkü ileride karşılaşabileceği bu tarz olaylarda, doğruyu söylese bile olumsuz bir tepkiyle karşılaşacağını düşünür.
Çocuğunuzla aranızdaki iletişim önemli bir konudur. Onun isteklerini, sıkıntılarını, üzüntülerini, mutluluklarını sizinle paylaşabilmesi bu dengeyle orantılıdır. Ebeveynleriyle duygu ve düşüncelerini paylaşma ortamı bulamayan çocuk yalan söylemeye yönelebilir. Onu diğer çocuklarla kıyaslamak, kendinde bir eksiklik olduğunu düşünmesine ve bu eksikleri tamamlamak için yalan söylemesine sebep olabilir.
Çocuğunuzun doğruyu söylediğinden emin olmak için, verdiğiniz bir işi yapıp yapmadığını sormak yerine, yaptığı işi görmek istediğinizi söyleyebilirsiniz. Bu durum kontrol edileceğinden emin olduğu işi doğru yapmasını ve sonucu ne olursa olsun doğruyu söylemesini sağlar.
Unutmamalıdır ki; ne kadar önlem alınırsa alınsın, her çocuk yalan söyleyebilir. Suçlayıcı olmak, onun hatalarından ders almasını sağlamak yerine daha çok yalan söylemeye teşvik edebilir. Davranışını onaylamadığınızı, ona açık ama yumuşak bir tavırla belirterek, onun kişiliğini göz ardı etmediğinizi göstermek aradaki güven duygusunu da pekiştirecektir.
PEYGAMBERİMİZ VE DÜRÜSTLÜK
Yüce dinimiz İslam'ın öngördüğü insan tipinin temel özelliği doğruluk, dürüstlük ve güvenilirliktir. Hud Süresinin 112. ayetinde; "Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür" buyrularak, Hz. Peygambere ve müminlere, her alanda dürüst olmaları emredilmiştir.
Sevgili Peygamberimiz de birçok hadislerinde müminlere dürüstlüğü emretmişlerdir. Sahabeden biri Peygamberimize gelerek; "Ey Allah'ın Rasûlü! İslam hakkında bana öyle bir söz söyle ki, senden sonra artık hiç kimseden bir şey sormaya ihtiyacım kalmasın" demesi üzerine, Rasulullah, "Allah'a inandım de, sonra da dosdoğru ol” şeklinde karşılık vermişlerdir.
Dürüstlükle bağdaşmayan söz ve davranışlar ise dinimizde yasaklanmıştır. Nitekim peygamberimiz (a.s.) bir gün pazarı dolaşırken, tahıl satan birisinin yanına gelip, elini buğday yığınına daldırmış, altının ıslak olduğunu görünce; sebebini sormuş, satıcının; "Yağmur yağmıştı, ondan dolayı ıslandı" şeklinde cevap vermesi üzerine; "Niçin ıslak tarafı insanların görebilmesi için üste getirmedin?" diye sorduktan sonra; "Bizi aldatan bizden değildir" buyurmuşlardır.
Peygamberimiz dürüstlük konusunda düşmanlarının bile takdirini kazanmıştır. Onun şu hadis-i şerif’ini aklımızdan hiç çıkarmayalım: "Kişinin kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Dili doğru olmadıkça kalbi doğru olmaz. Komşusu, dürüstlüğünden emin olmadıkça da kişi cennete giremez".
Bir hikaye….
Dürüstlük
Zalim bir vali vardı. Bu vali bir gün adamlarını göndererek Hasan Basri Hazretleri'ni yakalatmak istedi. O da bir vakit ders verdiği Habib-i Acemi Hazretleri'nin kulübesine gelip saklandı. Valinin adamları geldi ve hışımla:
- Hasan Basri'yi (r.a.) gördün mü? diye sordular.
O gayet sakin:
- Evet, dedi.
- Nerede?
- İşte şu kulübemde...
Adamlar kulübeye daldı, fakat bir türlü Hasan Basri Hazretleri'ni bulamadılar. Dışarı çıkınca tehdit edip:
- Ya şeyh, niçin yalan söylüyorsun? dediler.
- Ben yalan söylemedim, dedi. Siz göremedinizse, benim suçum ne?
Tekrar girdi, aradı, fakat bulamadılar. Onlar gidince, Hasan Basri Hazretleri:
- Ey Habib! Biliyorum ki Rabb'im senin hürmetine beni onlara göstermedi. Fakat yerimi niçin söyledin, hocalık hakkı yok mudur? dedi.
Hazreti Habib mahcub bir şekilde:
-Ey Üstadım! Sizi bulamamaları benim hürmetime değil, doğru söylediğimizdendir. Çünkü bilirsiniz ki, Doğruların yardımcısı Allah'tır. Eğer yalan söyleseydim, sizi de beni de götürürlerdi, dedi.
Bir hikaye…
KUYRUKLU YALAN
Kral ülkenin yalancıları arasında bir yarışma açtı. "İşte bu yalan," diyebileceği bir yalan uydurana bir küp altın vadetti. Yalancılar akın akın saraya gelip yalanlarını söylediler, fakat yalanlar ne kadar akıl almaz olursa olsun kral hep, "olabilir, niye olmasın ..." gibi cevaplar veriyordu. Böylece hem eğleniyor, hem de bir küp altından olmuyordu.
Derken kahramanımız elinde boş bir küple huzura çıktı ve konuştu:
"-Rahmetli dedeniz bir savaşa çıkacaktı, ancak o günlerde hazinede yeterli para yoktu. Dedeniz dedemden bu küple bir küp altın borç aldı ve 'bu borcumu torunum torununa ödeyecek,' diye söz verdi. Şimdi, dedenizin borcunu bana ödemeniz için buraya geldim."
Kral, "işte bu kuyruklu bir yalan!" deyince adam, "o halde ödülümü alayım," dedi.
Kral, "ımm şeyy doğru da olabilir" deyince adam, "o halde borcunuzu ödeyin" dedi :)
BİR ÖNERME
Bu önermenin doğruluk değeri nedir?
Yani "şimdi yalan söylüyorum" derken doğru mu söylüyorum yoksa yalan mı söylüyorum? Düşünecek olursak;
Bu önermenin doğru olduğunu varsayalım. Öyleyse yalan söylüyorum. Ancak önermenin doğru olduğunu varsaymıştım öyleyse çelişkiye düştüm.
Bu önermenin yalan olduğunu varsayalım. O zaman bu cümle doğru olmalıdır. Yine bir çelişki.
Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol.
Mevlana Celaleddin Rumi